Cumhuriyet'in uzak tarihi
Cumhuriyet'in ilk kez kimin emriyle ve nereden temin edilmiş bir matbaa makinesiyle yayın hayatına başladığı, neye hizmet etmesi emredildiği, tarihi boyunca hep böyle devrimci ve çağdaş mı olduğu, ilk güzellik yarışması ve ilk piyangoyu hangi kıymetli gazetemizin düzenlediği, 9 Mart darbe girişiminin kimin makam odasından yönetildiği gibi konu başlıkları, seneler evvelinde kalmış olmakla birlikte, yine de renkli mevzulardır.
Örneğin, durup dururken yersiz bir paranoyaya kapılarak yurt dışına kaçmış olan hassas ruhlu şair ve komünist Nazım Hikmet'in gazetemizdeki fotografının yanına 12 Temmuz 1951'de yazılan şu resim altına bakalım:
"Bu fotoğrafı sütunlarımıza geçirirken şair Eşref'in Abdülhamid'e yaptığı tavsiye aklımıza geliyor. Bu tavsiye 'resmini teksir ettirip dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün' mealindedir. Biz de yukarıdaki resmi Nazım hesabına aynı gaye ile basmış bulunuyoruz. "
Bu örnekte de görüleceği gibi, tüm Babıalî bu büyük ozanımızı unutulmuşluğun girdabında terketmişken, sevgili gazetemiz onu bir vesileyle Türkiye kamuoyuna anımsatmıştır.
Ya sevgili gazetemizin ölümsüz patronu ve onursal başyazarı Nadir Nadi'nin 3 Haziran 1938 tarihinde Viyana'dan yazdığı şu satırlar:
"Hindenburg'ların, von Moltke'lerin, Rooswelt'lerin arasında en fazla nazarı dikkati celbeden üç isim var: Atatürk, Hitler ve Mussolini..."
Böylesine Atatürkçü bir cümleyi -ve benzerlerini- sevgili patronumuzun "nazi muhibbi" olduğu biçiminde yorumlayan takkesiz liboşların çıkabildiği bu ülkede, boyalı basının işi nerelere kadar vardırabileceğini ve ihanet karşısında safları sıklaştırmamızın neden kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu anlamak zor değil.
Gazetemizin ilk binasının daha önce İttihat ve Terakki cemiyetinin merkezi olmasından da manevî bir veraset anlamı çıkartılmaması gerekir. Öyle denk gelmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder